Ancak problemlerimizi çözerek büyürüz

Ahmet Turan AlkanAhmet Turan Alkan / Zaman

Eskiden sağ partilerin “Büyük Türkiye” diye kavramlaştırdığı bir ütopya vardı: Büyük Türkiye deyince aklımıza hemen haritada görülebilir bir büyüklük gelirdi.

Bir tarafta Balkanlar ve Adriyatik Denizi’ne uzanmış, Kafkasya’yı içine almış, Batı Asya’da Türkçe konuşan toplulukları ihmâl etmeden Ortadoğu’ya ağırlığını koymuş bir Türkiye haritası. Bir bakıma XVI. yüzyılda Osmanlı hükümranlığını canlandıran haritanın benzeri. Bu büyüklüğün ardında ne tür yapılar ve kavrayışların bulunması lazım geldiği hakkında pek sarih bir fikrimiz yoktu. Güçlü olmaktan ne anlamak lazım geldiği hakkında öyle pek etraflı düşünmediğimizi zannediyorum.

Sonradan, çok sonradan farkettim ve anladım ki güçlü olmak, problem çözme kabiliyetine, problem çözme özgüvenine sahip olmaktır. Zannediyorum Arnold J. Toynbee, şimdilerde pek hatırlanmayan ünlü varsayımında bu kabiliyete işaret etmekteydi; buna göre anlamlı bir medenî bütünlük meydana getirebilmek için dışardan gelen meydan okumalara, tehditlere (challenge) karşı uzviyetin anlamlı bir cevap (response) -ama sadece tepki değil dikkat!- verebilmesi gerekir. Eğer toplum üretken ve olumlu karşılık verilebilecek tarzda meydan okumalarla yüz yüze gelir ve buna boyun eğmezse, verdiği karşılık, yaratacağı medeniyetin zeminini oluşturacaktır. Cevap üretemeyenlerin akıbeti ise yıkılıp yokolmak!

Yazının devamı için… »

Add comment 8 Ekim 2009, Perşembe

Bayram o bayram olur…

Add comment 24 Eylül 2009, Perşembe

Kıymetli malı olanlar bağırmaz!

nfkSiz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu?
Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
Domatesçi, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz.
Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.
İnsan bağırırken düşünemez.
Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.
Popçular, fo…lkçular boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor.
Ama Dede Efendi’yi okuyanlar bağırmıyor.
İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.

Necip Fazıl Kısakürek

Add comment 24 Eylül 2009, Perşembe

Hacı Osman Efendi’nin dünyasına küçük bir yolculuk

ESNAFAhmet Turan Alkan / Aksiyon

Hacı Osman Efendi’nin, bakkaliye ve özellikle bakliyat nevinden kuru gıda sattığı bir dükkânı vardı Maraş Çarşısı’nda. Belki başka dükkânlarda fiyat üzerine pazarlık edilirdi ama Osman Efendi’yle pazarlık edilmeyeceğini müşterileri bilirdi.

Fiyat neyse oydu; müşteri, bu fiyatın içine dizginsiz kâr etme arzularının giydirilmemiş olduğunu bilmenin itminânı ile gelirdi oraya.

Hacı Osman Efendi, namaz vakti gelince, vaktiyle çarşı üstündeki her dükkân sahibinin kuşanmayı âdet edindiği belden bağlamalı önlüğünü çözer, kapı önünde duran bakliyat çuvallarından birinin üstüne sererdi. Bu “dükkân kapalı” demekti. Başkaca tedbire ihtiyaç duyulmazdı. Evvel zamanın çarşıları öyle çarşılardı. Önlüğü gören müşteri, Hacı Osman Efendi’nin ya camiye gittiğini veya bir başka iş için dükkândan uzaklaştığını bilir, başka işi varsa onu takib eder, dükkânın açılacağı zamana kadar beklerdi.

Hacı Osman Efendi ‘rızk’ın her kişi için takdir edildiğine inananlardandı. Acele etmezdi. “Vakti gelmeyince takdir olunmayınca sinek bile kanadını kıpırdatmaz” inancına teslim olmuşlardandı. Bazen öğle yemeğinden sonra “kaylûle” (öğle uykusu) şekerlemesi yapmak ihtiyacı hisseder, mûtad olduğu üzre önlüğünü kapı önündeki çuvala serip dükkânın içindeki kerevetine kıvrılır kestirirdi. Bu esnada Osman Efendi’nin tabiatını bilmeyen aceleci bir müşteri, alışveriş etmek için içeriye seslenip huzur bozmaya yeltenince azarlanırdı.

Öyleydi.

Yazının devamı için… »

Add comment 11 Eylül 2009, Cuma

Bir Ramazan İlahisi…

Sivas’ta teravihlerde bu ilahi söylenir.

İlahi hakkında detaylı bilgi için… »

Add comment 19 Ağustos 2009, Çarşamba

Ramazanda kola geleneği!

iftar_kolaGelin, iftarı kolalarla değil hurma ile açalım…

Ramazan, seni biz öldürdük…
“Kim kimi tutacak? Açlık bizi mi yoksa biz süflî arzularımızı? Biz mi Ramazan’ı değiştiriyoruz, Ramazan mı bizi? Ramazan, terbiye olma ve şeytanlardan kurtulma ayı mı yoksa tıkınma ve şeytanları toplama ayı mı? Ramazan arınma, düşünme ve akıllanma ayı mı yoksa yan gelip yatma, gösteriş yapma, zengin sofralarında görünme ayı mı?”

Gıda/Can güvenliği ve yeniden içeceklerde alkol meselesi

Meyve sularında da alkol var mı?
Hiç kuşkunuz olmasın. Her ne kadar meyvenin kendisine bağlayacak yüksek bilgili uzmanlarımızı çıkacak ise de gerçek böyle değildir. Denemesi çok kolay. Bir kilo portakal ile yüzde yüz meyve suyu yazan herhangi bir marka portakal suyu alın. Portakalın suyunu sıkın bir bardağa koyun. Hazır meyve suyunu da bardağa boşaltın. Cep telefonunuzun kamerası ile kayda geçin. On beş dakika sonra sıktığınız portakalın suyunun meyve özleri tabana çökerken renksiz hale gelen suyu yukarı çıkarak ayrışmayı gözleyeceksiniz. Hazır meyve suyunuzda ise bu değişimi göremeyeceksiniz. Bu farkı alkole borçlu olduğunuzu unutmayın. Ayrıca ikisi de yüzde yüz olan meyve sularının berraklık farkı da dikkatinizden kaçmayacaktır. Hiçbir katkı içermediği yazan bu meyve suyundaki farkı sizce neye borçluyuz?”

2 comments 19 Ağustos 2009, Çarşamba

Balıkçı ve Zengin İş Adamı

image001Amerikalı bir zengin, is seyahati sırasında Meksika’nın küçük bir kıyı kasabasına uğramış…
Limanda gezerken, bakmış ağzına kadar balık dolu bir tekne ve içinde keyifli bir balıkçı…
“Merhaba balıkçı” diye seslenmiş. “Bu balıkları kaç zamanda tuttun?” “Bir iki saatimi aldı” demiş balıkçı… İştahlanmış bizim işadamı;
“E, niye biraz daha kalıp daha fazla tutmadın?” diye sormuş. “Bu kadarı bize yetiyor da ondan” diye omuz silkmiş balıkçı. Şaşmış balıkçının bu kanaatkarlığına işadamı;
“Kalan zamanını nasıl geçiriyorsun peki” diye üstelemiş. Balıkçı, özetlemiş bir gününü: “Sabahları açılır, biraz balık tutarım. Sonra çocuklarımla oynarım. Öğleyin karımla biraz siesta yaparım. Aksamları amigolarla beraber gitar çalıp, geç vakte kadar eğleniriz. Oldukça meşgul sayılırım senyör”.
Gerinmiş Amerikalı: “Bak” demiş. “Ben sana yardımcı olabilirim. Bu ise daha çok zaman ayırmalısın. Daha büyük bir tekne bulup daha çok balık tutmalısın. Oradan elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın. Kısa surede tuttuğun balıkları doğrudan isletme tesislerine satarsın. Hatta zamanla kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin. Kısa zamanda balıkçılık sektöründe bir numara olursun”.
Balıkçı merakla “Bunları yapmak kaç sene alır senyör” demiş: “15-20 yılda halledersin” demiş Amerikalı, “Ama sonrası daha parlak: Zamanı gelince şirketini halka acarsın, hisselerini iyi paraya satarsın, kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın.”
Milyonlar ha…” diye tekrarlamış balıkçı… “Eeee… sonra?” “Sonra emekli olursun. Küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin. İstersen zevk için balık tutarsın. Çocuklarınla oynar, karınla keyfince siesta yaparsın. Aksamları da arkadaşlarınla muhabbet edip gece yarısına kadar gitar çalarsın.
Nasıl? Mükemmel değil mi?
Balıkçı cevap vermiş,”Ben zaten şu anda o işi yapıyorum, bu kadar telaşa ne gerek var…

Add comment 12 Ağustos 2009, Çarşamba

Unutulan gelenek: Diş kirası

Osmanlı sofrasıGünümüzde unutulan geleneklerden biri de diş kirası.

Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı İftarın verildiği köşk veya konak ziyafet evi halini alırdı.

İftar sofralarda tabiri yerindeyse kuş sütü hariç her şey bulunurdu. Misafirler iftarını yapıp teraviye gitmek üzereyken hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler diş kirası olarak hediye edilirdi.

Fakir fukaraya ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi.

Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra “Kesenize bereket”, “Allah daha çok versin”, “Ziyade olsun” gibi dualarla konaktan ayrılırlardı.

“Diş kirası” denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olmasıdır. Tabii işin aslı, bu vesile ile muhtaçlara yardımda bulunmak onları sevindirmektir.

Fatih dönemi sadrazamlarından Mahmut Paşa bu konuda çok güzel örnek olmuştur. Mahmut Paşa, Ramazan ayı geldiğinde kesenin ağzını açar, konağında verdiği iftar ziyafetleri dillere destandır. Paşanın sofrasında oruç açanlar, “diş kirasına” ilaveten her akşam mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini dört gözle beklerdi. Dişlerine takılma ihtimali olan sert bir sahte nohut yakalama ümidiyle… Bu sahte nohut konusu da çok enteresandır. Çünkü Paşa, kazanlarda pilav pişirilirken pilavın içine nohut biçimi verilmiş altınlar atardı.

1 comment 11 Ağustos 2009, Salı

Zehir ve Panzehir

Bir gelin kaynanasıyla hiç geçinemiyor.
Araları o kadar kötü ki gelin aktara gidip durumu anlatıyor:
‘Onu mutlaka zehirlemeliyim ama bana öyle bir zehir ver ki, kimse fark etmesin’

Yaşlı aktar geline bir toz vermiş.
‘Bunu her gün yemeğine çok az karıştır, fakat aranı çok düzgün tut, gülümse, iyi davran ki kimse senden şüphelenmesin’ demiş.

Kızgın gelin kaynanasının her yemeğine muntazam o beyaz tozdan karıştırıp, bir ay ömrü kalan kaynanasına çok iyi davranmaya başlamış.
Aradan bir ay geçince tekrar aktara gelmiş gelin:
‘Bu zehrin panzehirini istiyorum. Zehirlediğimi anlamasın diye kayınvalideme farklı davranmaya, gülümsemeye ve saygı göstermeye başladım. Bu sefer onun da bana tavrı değişti, çok iyi bir insan oldu. Şimdi benim en iyi dostum. Onun ölmesine müsaade edemem.’

Yaşlı aktar cevap vermiş:
‘Panzehire ihtiyaç yok. Sana verdiğim zehir sadece tuzdu. O bir parça tuz, bugüne kadar kaç insanın arasını düzeltti anlatamam.’

1 comment 11 Ağustos 2009, Salı

Madımak’tan Ergenekon’a uzun ince bir yol: Canları kim yaktı?

Aksiyon / Sayı: 764 / 27 Ağustos 2009

Sivas Emniyeti, 37 kişinin öldüğü Madımak olayı sırasında çekilen çeşitli görüntüleri tekrar inceliyor. Bazı ipuçlarına ve farklı ayrıntılara ulaşılmış durumda. Detaylar, yakında daha da netleştirilecek.

Haşim Söylemez’in haberi…

Ahmet Turan Alkan
Bir daha asla: 1993 yakın tarihin en uğursuz yılı

“Bu olayın araştırılması çok gecikti; çok geciktirildi. Aradan 16 sene geçti; son derece hayati pek çok delilin karartılmış, ortadan kaldırılmış olması ihtimâl dahilindedir fakat en soğukkanlı katilin, en akıllı suç planlayıcısının bile gizlemeye muvaffak olamadığı şeyler olmalı ve bunlar bulunacak. Mesela o gün, görevini yapmak yerine anlamsız ve çok sebepsiz bir yere paniğe kapılarak sokağı provokatörlere, katillere teslim eden, gerekli tedbirleri almayan, küçük bir hamle ile bastırılacak gösterileri seyretmekle yetinen yöneticilerin samimi ifadelerinde çok şey gizlendiğini tahmin etmek için kehânete gerek yok.”

Yazının tamamı için… »

1 comment 6 Ağustos 2009, Perşembe

Previous Posts


Allah’ım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle, hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle…

:: İnanç ::

Dost Siteler

Gerekebilir

Ilgilenilenler

Medya

Organizasyon

Son Yazılar

Kategoriler

Ayet Bence Bilgi Bilişim Edebiyat Genel Gündem Haber Hadis Köşe Yazısı Medya Sağlık Tarih Video Öykü Özlü İslam

Etiketler

abdülhamid ahmet altan ahmet turan alkan aksiyon amerikan asker Ayet bayram borç boykot davos demokrasi Edebiyat ekonomi ergenekon faiz filistin gazze görsel hırs hırsızlık iftar ingiliz israf israil kadın kapitalizm korsan miras msn Muhsin Yazıcıoğlu osmanlı ramazan sivas taraf tüketici türkçe unutmak utanma yalan yapmak yazılım yıkmak zaman zayıflama

Meta

Hayalist.com ziyaretleri...