Cevaplanmadık soru kalmasın…
Soru:
“Yaratıcı kavramı nerede geçiyor? – Kur’anda. Kur’andakileri kim söylemiş? – Kendisinin peygamber olduğunu iddia eden birisi. Peygamber olduğunu nerden öğreniyoruz? – Yine kendinden ve kendi uydurduklarından… Yani bu kısır döngü bilim dışı aristo mantığından beri vardır ve ancak bilim dışı mantığa sahip olanların beyninde doğrulanır. Neler söylenebilir?”
http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=9972
Soru:
“Ben daha önceden bir yaratıcı olduğuna inanıyordum. Ama artık böyle bir düşüncem kalmadı. Evrenle tanrıyı özdeşleştiriyorum. Bazen öyle oluyor ki tanrı diye bir varlık olmadığını da düşünüyorum. Sonra aslında islamiyetteki veya ilahi olduğu iddia edilen dinlerdeki gibi bir tanrı anlayışından hoşlanmadığımı anlıyorum. Öyle ya da böyle bir şekilde tanrıya inansam İslamiyete göre kurtulmuş olur muyum?”
http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=24701
1 comment 27 Ocak 2010, Çarşamba
ELT değil LTE!
Biz daha 1. kuşak demokrasiyi tartışaduralım, Tekno Demokrasi’ye bir adım daha yaklaşıyoruz.. LTD, TD 1’i tetikleyeceğe benziyor..
Sahi, biliyorum sizin cep telefonunuz 3G de, sizin demokrasiniz kaçıncı kuşak demokrasi? Sahi, bilim ve teknolojiden sorumlu devlet bakanı Mehmet Aydın hocam, ne buyurulur bu hususta.. Hani diyorum, demokratik açılım konusunda bir açılım daha yapsak, bu konuda..
Demokrasi perakende işi değil. Ne demişti Mustafa Kemal: “Hattı müdafa yok, sathı müdafa var.” Devamını ben söyleyeyim: “Satıh, bütün insan hakları ve hukuk devletidir.”
1 comment 11 Ocak 2010, Pazartesi
Takip ettiğim yazarlar…
Ahmet Turan Alkan: Bir Sivaslı, yani hemşerim. Severek okur ve takip etmeye çalışırım. Akl-ı selim sahibidir, edebiyatı ve dilbilgisi güçlüdür…
Gündemi takip ederken en sıkıcı konularda bile espirili yazılar yazabilir. İstanbul’a taşındı. Yazarlığın yanında televizyon ve radyo programları da yapmaya başladı.
Takip etmek için “Gayr-i Resmi Ahmet Turan Alkan Sitesi”: ahmetturanalkan.net
Abdurrahman Dilipak: Çok aktif, çok yönlü bir kişilik. Kendini sürekli geliştiren bir aydın.
Ahmet Altan: Taraf ile birlikte yeni tanımaya başladım. Gündem oluşturacak haberler yapıyorlar. Demokrasi yanlısı çizgilerini korumalılar. Aykırı bir ses ve lezzet…
Takip etmek için: Taraf Ahmet Altan Makaleleri
Ayrıca: Yiğit Bulut, Şamil Tayyar, Hakan Albayrak, Kemal Özer
Add comment 11 Ocak 2010, Pazartesi
Hadisler ışığında diyet
Kilolu olmak, günümüzde birçok insanın problemi. Bunun temelinde de sağlıksız beslenme, ölçüsüz yeme alışkanlıkları yatıyor. Kilosuna dikkat etmeyenler, çözümü diyetisyen önerilerinde, bitki kürlerinde, dost tavsiyelerinde arıyor. Peki, gerçekten çözüm nerede?
…
Efendimiz döneminde doktora ihtiyaç duyan çok az kişi varmış. ‘Tıbbi Nebevi’de bununla ilgili olay şöyle nakledilir: Asr-ı Saâdette, hükümdarlardan biri Peygamber Efendimize hizmet için bir doktor göndermiş. Bu doktor, Efendimizin yanında uzun süre kalmış ve hastaları tedavi etmek için beklemiş. Fakat tedaviye çok az kişinin ihtiyacı olduğunu görünce geri dönmek için izin istemiş. Peygamber Efendimiz de az hastalanmanın sebebinin, ‘ashabın iyice acıkmadıkça yemek yememesi ve yemekten tam doymadan kalkması’ olduğunu söylemiş.
Şimdi bırakın az yemeyi günde 7-8 öğün yemek yediğimiz bile oluyor. Fakat bilimsel araştırmalar günde en fazla 3 öğün yenilmesini tavsiye ediyor. Diyetisyen Serkan Tutar, fazla sıklıkta yemek yemenin kilo alımına neden olacağını söylüyor. Yenilen her besinle kan şekerinin yükseldiğini ve insülin salgılandığını belirtiyor. İnsülinin sürekli salgılanması da besinlerin yağ olarak depolanmasına yol açıyor. Tutar, “Vücuttaki yağ kitlesinin artması obezite ile sonuçlanır. Bireyin obez kalması da kalp ve şeker hastası olma riskini artırır.” diyor.
Add comment 2 Ocak 2010, Cumartesi
Yürek yakan Aşûra…
Cahil ve hakir biri olarak şunları düşünüverdim yürek yakan Aşura katliamı hakkında:
Osmanlıdaki şehzade çekişmelerinde ve ölümlerinde şu tespit yapılmıştır: Devletin ve koskoca halkın çekişmelerle ve ayrılıklarla ölümler yaşamasındansa, küçük olan Osmanlı ailesinden birkaç kişinin ölmesi daha evladır.
İşte İslamda en hayırlı ve makamca büyük olan ehli beyt ve sahabeler bir bedel ödediler. Allah böyle takdir etti. Bu İslamın diğer tahrif olmuş dinlere benzememesi içindi belki de… Allah daha iyi bilir. Müslümanlar, geçmişini unutmayarak ve sürekli tekrar ederek dinlerini canlı ve öz tutmaktadır belki de… Ayrıca muhakkak ki, böyle olayların yaşanmış olması imtihandır İslam ümmeti için…
İzleyenler bilir, Kelebek Etkisi’nde Evan geçmişe dönüp kötü günlerini düzeltmeye ve en önemlisi çocukluk aşkını mutlu olduğu bir dünyada yaşatmaya karar verir. Ama Evan ne zaman geçmişe dönüp bir şeyleri değiştirse, yaptıklarının bugün için umulmadık ve istenmeyen sonuçlar doğurduğunu görür.
İşte bize düşen bu hadiselerde ellerimizi temiz tutan rabbimize şükredip, dilimizi ve kalbimizi temiz tutmaktır diyor alimlerimiz.
Ümmetin bir daha böyle hadiseler yaşamaması için birlik ve beraberliğimizi korumalı ve bizleri ayırmaya, zayıflatmaya çalışan fitneci kişi ve devletlerin farkında olmalıyız.
Add comment 2 Ocak 2010, Cumartesi
Üç ayak
Aslında oyun çok basitti.
Sistemi “üç ayak” üstüne kurmuşlardı.
Ordu, yargı, medya.
Ve, bunlar gerçekle hiç alakası olmayan bir Türkiye tablosu çizip insanları buna inandırmaya çalışıyorlardı.
Ordu, disiplinli, güvenilir ve şanlıydı.
Yargı, bağımsız, tarafsız ve saygıdeğerdi.
Medya, dürüst ve gerçekçiydi.
Halkı da parçalara ayırıp biçimlendirmişlerdi.
Kürtler teröristti, dindarlar yobazdı, solcular haindi, Aleviler ahlaksızdı.
1 comment 26 Kasım 2009, Perşembe
Ancak problemlerimizi çözerek büyürüz
Eskiden sağ partilerin “Büyük Türkiye” diye kavramlaştırdığı bir ütopya vardı: Büyük Türkiye deyince aklımıza hemen haritada görülebilir bir büyüklük gelirdi.
Bir tarafta Balkanlar ve Adriyatik Denizi’ne uzanmış, Kafkasya’yı içine almış, Batı Asya’da Türkçe konuşan toplulukları ihmâl etmeden Ortadoğu’ya ağırlığını koymuş bir Türkiye haritası. Bir bakıma XVI. yüzyılda Osmanlı hükümranlığını canlandıran haritanın benzeri. Bu büyüklüğün ardında ne tür yapılar ve kavrayışların bulunması lazım geldiği hakkında pek sarih bir fikrimiz yoktu. Güçlü olmaktan ne anlamak lazım geldiği hakkında öyle pek etraflı düşünmediğimizi zannediyorum.
Sonradan, çok sonradan farkettim ve anladım ki güçlü olmak, problem çözme kabiliyetine, problem çözme özgüvenine sahip olmaktır. Zannediyorum Arnold J. Toynbee, şimdilerde pek hatırlanmayan ünlü varsayımında bu kabiliyete işaret etmekteydi; buna göre anlamlı bir medenî bütünlük meydana getirebilmek için dışardan gelen meydan okumalara, tehditlere (challenge) karşı uzviyetin anlamlı bir cevap (response) -ama sadece tepki değil dikkat!- verebilmesi gerekir. Eğer toplum üretken ve olumlu karşılık verilebilecek tarzda meydan okumalarla yüz yüze gelir ve buna boyun eğmezse, verdiği karşılık, yaratacağı medeniyetin zeminini oluşturacaktır. Cevap üretemeyenlerin akıbeti ise yıkılıp yokolmak!
Add comment 8 Ekim 2009, Perşembe
Kıymetli malı olanlar bağırmaz!
Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu?
Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
Domatesçi, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz.
Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.
İnsan bağırırken düşünemez.
Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.
Popçular, fo…lkçular boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor.
Ama Dede Efendi’yi okuyanlar bağırmıyor.
İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.
Necip Fazıl Kısakürek
Add comment 24 Eylül 2009, Perşembe
Hacı Osman Efendi’nin dünyasına küçük bir yolculuk
Hacı Osman Efendi’nin, bakkaliye ve özellikle bakliyat nevinden kuru gıda sattığı bir dükkânı vardı Maraş Çarşısı’nda. Belki başka dükkânlarda fiyat üzerine pazarlık edilirdi ama Osman Efendi’yle pazarlık edilmeyeceğini müşterileri bilirdi.
Fiyat neyse oydu; müşteri, bu fiyatın içine dizginsiz kâr etme arzularının giydirilmemiş olduğunu bilmenin itminânı ile gelirdi oraya.
Hacı Osman Efendi, namaz vakti gelince, vaktiyle çarşı üstündeki her dükkân sahibinin kuşanmayı âdet edindiği belden bağlamalı önlüğünü çözer, kapı önünde duran bakliyat çuvallarından birinin üstüne sererdi. Bu “dükkân kapalı” demekti. Başkaca tedbire ihtiyaç duyulmazdı. Evvel zamanın çarşıları öyle çarşılardı. Önlüğü gören müşteri, Hacı Osman Efendi’nin ya camiye gittiğini veya bir başka iş için dükkândan uzaklaştığını bilir, başka işi varsa onu takib eder, dükkânın açılacağı zamana kadar beklerdi.
Hacı Osman Efendi ‘rızk’ın her kişi için takdir edildiğine inananlardandı. Acele etmezdi. “Vakti gelmeyince takdir olunmayınca sinek bile kanadını kıpırdatmaz” inancına teslim olmuşlardandı. Bazen öğle yemeğinden sonra “kaylûle” (öğle uykusu) şekerlemesi yapmak ihtiyacı hisseder, mûtad olduğu üzre önlüğünü kapı önündeki çuvala serip dükkânın içindeki kerevetine kıvrılır kestirirdi. Bu esnada Osman Efendi’nin tabiatını bilmeyen aceleci bir müşteri, alışveriş etmek için içeriye seslenip huzur bozmaya yeltenince azarlanırdı.
Öyleydi.
Add comment 11 Eylül 2009, Cuma



